Hulusi Behçet (Prof.Dr.)

Hulusi Behçet (Prof.Dr.)

Dr.Hulusi Behçet

Adını Tıp Yazınına Kazıdı :

HULUSİ BEHÇET (1889-1948)

Türkiye’nin en önemli bir bilim insanlarından biri olup, toplumda en çok görülen hastalıklarla uğraştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Osmanlı’dan miras kalan bulaşıcı hastalıklar arasında, deri ve genital yolla bulaşanlar, en yaygın görülen hastalıklardandı.

Dr.Hulusi Behçet, İstanbul Üniversitesi’nin (1933) ilk Türk profesörüdür. O denli parlak ve yadsınamaz bir geçmişi vardı ki, Hulusi Behçet, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin “Deri ve Genital Yolla Bulaşan Hastalıklar Bölümü”nü kurmakla görevlendirildi. Zaten geçmişini de geleceğini de bu konuya adamıştı.

1937 yılında yaptığı bilimsel yayınla, kendi adını taşıyan bir hastalığı Dünya’ya tanıtan ilk Türk profesörü olmuştur : Behçet Hastalığı. Türkiye, bu hastalığın dünyada en sık görüldüğü ülke… Hastalığın belirgin özellikleri, ağız içi ve genital bölgede tekrarlayan ülserler, ciltte kırmızı, ağrılı şişlikler, sivilceler ve gözde kızarıklık ve bulanık görmeye yol açan ataklardır.

Hulusi Behçet, annesinin erken ölümü ile zor bir çocukluk geçirmiştir. Babasının görevi dolayısıyla ilk öğrenimini Şam’da görmüş; bu arada Fransızca, Latince ve Almanca öğrenmiştir. Daha sonra Askeri Tıbbiye’ye girmiş ve 21 yaşındayken 1910 yılında mezun olmuştur. Uzmanlığını ise yine aynı okulda 1914 yılında tamamlamıştır. Savaş boyunca Edirne Asker Hastanesi’nde, “Deri ve Genital Yolla Bulaşan Hastalıklar Uzmanı” olarak görev yapmıştır. Savaş sonrası Budapeşte ve Berlin’de görgü ve bilgisini geliştiirmek üzere çalışmalar yapmış; bu fırsattan yararlanarak, çalıştığı alanın en ünlü bilginleriyle tanışmıştır.

Hiçbir zaman yurt dışında kalmayı düşünmemiş ve ilk fırsatta İstanbul’a geri dönmüştür. Bir yandan serbest çalışmış, bir yanda Hasköy ve Guraba hastanelerinde görev yapmıştır. Darülfünun’da kendisine profesörlük görevi de verilmiştir.

Behçet hastalığı ile ilgili ilk gözlemleri 1924-25 yıllarında oldu. Bu hasta 40 yıl boyunca hem İstanbul’da ve hem de Viyana’da bir çok doktora gitmiş ve farklı farklı tanılar almıştı. Hulusi Behçet bu hastaya ek olarak 1930 ve 1936 yılından başlayarak, aynı belirtileri gösteren üç hastayı izlemeye aldı ve bunun “virus kaynaklı” yeni bir hastalık olduğunu kabul etti. Uluslararası kongrelerde ve dergilerde bu görüşünü güçlü bir sesle duyurdu. Ardından farklı ülkelerden aynı özellikleri taşıyan hastalar bildirilmeye başlandı. Bu yeni hastalığın özelliğini taşıyan hastaların, dünya çapında raporlanmaya başlanmasıyla, 1947 yılında bir uluslararası kongrede hastalık, “Behçet Hastalığı” olarak nitelendi.

Kendi adı verilen bir hastalığı ortaya çıkarmasının yanında,

  • Frengi (1922 yılından beri ilgilenmekteydi. Bu hastalık, Türkiye Cumhuriyeti’nin hedefindeki en önemli ilk dört hastalıktan biriydi. 1924 yılında uzmanlık alanındaki ilk bilimsel derginin yayınlanmasını üstlendi. 1940 yılında Frengi konusunda yayınladığı kitabı ise tam bir baş yapıttı.)

  • Deri layşmanyazisi – şark çıbanı (1923 yılında çalışmalarını başlattı)

  • Parazitoz ve uyuz etmenleri (1923 yılında çalışmalarını duyurmaya başladı.)

  • İncir ve yaprakları ile temas edenlerde gelişen incir dermatiti (1930’lu yıllarda dünyaya tanıtmıştır.)

gibi yaygın ve bulaşıcı hastalıkların belirtileri, toplumda dağılımı ve tedavisi ile ilgilendi.

Mesleğinin erken yıllarından başlayarak, ulusal ve uluslararası kongrelerde çalışmalarını tanıtmış; özgün makaleleri yankılar uyandırmıştır. Yayınlanan 126 makalesinden 53’ü yüksek prestijli yabancı dergilerde yayınlanmıştır. Üniversite Reformu’nun mimarlarından “Almanca Konuşan Mülteci Profesör”lerin en önemlilerinden patolog Prof.Schwartz, onun için şöyle demiştir : “Dünyadaki herkes tarafından bilinen, ama ülkesinde tanınmayan bilim insanı”.

Yazdığı makale ve kitaplar, anlattığı derslerle bir çok öğrenci yetiştirdi. 1939 yılında “Ordinaryüs Profesör” olarak ödüllendirildi. 1975 yılında TUBİTAK Bilim ve Hizmet Ödülü’nü, 1982 yılında tıp alanında Eczacıbaşı Bilimsel Araştırma Ödülü’nü kazanmıştır. 1980 yılında adına pul basılmış; yine onun anısına gümüş para sunulmuştur.

KAYNAKLAR :

* Saylan T. (1997) : Life Story o Dr.Hulusi Behçet, Yonsei Medical Journal, Vol.38 No.6 s. 327-332

* Tüzün Y. : Prof.Dr.Hulusi Behçet http://www.hulusibehcet.net/behhayat.htm

Diğer Yazılar