Fritz Baade (Prof.)

Fritz Baade (Prof.)

Prof. Fritz Baade

Bitmek Tükenmek Bilmeyen Bir Enerji : Prof. Fritz Baade

A.Gürhan Fişek

Baade (Doğumu 23 Ocak 1893 Neuruppin; Ölümü 15. Mayıs 1974 Kiel)

Türkiye’de yaptıklarına Kırşehir’den başlayalım. Çünkü yaptığının değerini bildiklerini en çok gösterenler ve bugün bile göstermeyi sürdürenler Kırşehir’lilerdir.

Türkiye’ye davet edilen ve İktisat Bakanlığında görev yapan Prof.Baade, Alman yurttaşlığı sürdüğü için, Türkiye’nin Almanya’ya savaş ilan ettiği 1944 yılında, 18 ay süreyle Kırşehir’de “zorunlu ikamet”e (enterne) mecbur edildi. Ona ve ailesine günde 20 TL gibi çok küçük bir cep harçlığı ile idare etme olanağı tanındı. Ücret karşılığı çalışmak yasaktı. O da bu süreyi Kırşehir’lilere hizmet ederek geçirmeyi seçti. Terme şifalı sularını ve yörenin ünlü alaca akik taşını (Almanca karşılığı onyx) buldu. Kaplıcanın planlarını da o çizdi; kendisi taş ve mermer işçiliğini öğrendi ve üretimini destekledi. Her iki katkısı da, Kırşehir için ekonomik bir etkinliğe dönüştü.

Burada yetiştirdiği değerli öğretmen Abdullah Acer’i Almanya’ya götürerek, mermer işletmeciliği konusunda onu yetiştirmiştir. Abdullah Hoca, mermer işletmeciliğini Kuşadası’na taşımış, Kırşehirli pek çok insana da Kuşadası’nda mermer işletmeciliği konusunda öncülük etmiştir. Bugün Kuşadası’nda en önemli mermerciler Kırşehirliler ve Abdullah Acer’in çocuklarıdır.

Terme Kaplıcalarını bir turizm ve şifa merkezi olarak ilk o açmıştır. Baade’nin Terme’de ilk havuzun yapılışında Ahi Baba’da bulunmuştur. Ahi Baba, Baade ile yaptığı çalışmaları gururla anlatır. Ahi Baba, ne kadar gurur duysa o kadar haklıdır. Çünkü Kırşehir’i seven her insan doğal zenginliklerimizin keşfinde bulunmak, böyle güzellikleri, bu tür bir heyecanı yaşamak ister. Baade, Hirfanlı Barajı konusunda çalışmalar yapmış, hükümete rapor sunmuştur. (http://felsefelemek.blogspot.com.tr/p/kirsehirin-dogal-zenginliklerini.html)

Yaptıkları bugün bile Kırşehir’liler tarafından minnet ile anılıyor; üzerine yazılar yazılıyor (http://www.remscheid-kirsehir.com/). 1958 yılında Kırşehir’in Fahri Hemşehrisi ünvanını aldı. Bu konuda anlatılan bir öykü vardır : O zamanki Başbakan Adnan Menderes, Baade’ye fahri hemşehrilik veren Kırşehirlilere çok kızmış ve demişki: “Bir gavurdan bile esirgemedikleri hemşehrilik payesini Kırşehirliler benden esirgedi” .Kırşehir 1954 yılında, Demokrat Parti’ye oy vermediği için il konumunda ilçe konumuna indirilmiş ve Nevşehir’e bağlanmıştı.

Kırşehir Belediye Meclisi, Prof.Fritz Baade’nin Kırşehir’e yaptığı katkıları genç kuşaklara hatırlatmak amacıyla, 1973 yılında, kaplıcaya giden ana caddeye “Prof.F.Baade Caddesi” adını verdi. (Yalçın K., 2011 : 349) Kırşehirlilerin bu sevgisini Baade de karşılıksız bırakmamıştır: ”Baade Kırşehir şehrinin beni fahri hemşehri yapması memleketim de dahil olmak üzere, bana tevcih edilen birçok payelerden üstündür.” demiştir (http://kirsehirsayfasi.blogspot.com.tr/2010/11/prof-fritz-baade-1893-1974-turkiyeye.html ;Tütengil O.C., 1964 : 110).

Baade’nin Türkiye’ye gelmeden önce de kendi ülkesinde önemli çalışmaları ve katkıları olmuştur. Bu sürecin incelenmesi, onun, Türkiye’ye ne denli birikimli geldiğini anlamak açısından önemlidir.

1893 yılında Almanya’da doğmuştur. Göttingen, Berlin, Heidelberg ve Münster Üniversitelerinde sırasıyla Klasik Dilbilim, Sanat Tarihi, Dinbilim, Ekonomi ve Tıp derslerini izledikten sonra, 1923 yılında Göttingen Üniversitesinde iktisat doktoru ünvanını aldı. 1918-1919 yıllarında Essen kentinde “İşçi ve Asker Meclisi” İkinci Başkanlığı ve aynı yıl Kent Meclisi üyeliği görevini yapmıştır. 1919-1925 yılları arasında çiftçilik yapmıştır. 1925-1929 yılları arasında Berlin’de Ekonomi Politik Araştırma Enstitüsü’nün müdürü olmuş ve Alman hükümeti tarafından Almanya’nın ekonomik durumunu değerlendirmekle görevlendirilen “İnceleme Kurumu”nda üye olarak görev yapmıştır.

1927 yılında Alman Sosyalist Partisi Kongresi’nce kabul edilen tarım programını hazırlayanlar arasındadır. 1928 yılında Berlin Üniversitesi’nde “Tarım Ürünleri Piyasası” Kürsüsü doçentliğine getirilmiştir. Aynı yıl Alman Hükümeti tarafından, bütün Almanya’yı kapsayan “Tarım Ürünleri Piyasası İnceleme Enstitüsü Müdürlüğü”ne atanmıştır. Ardından da Almanya ve Polonya hükümetlerinin ortaklaşa tarım komisyonunda başka olarak bazı tarımsal sorunların çözümünde görev almıştır. 1930-33 arasında Alman Parlamentosu’nda Sosyal Demokrat Parti milletvekili olarak görev almış; 1933 yılında Hitler Hükümeti tarafından tüm görevlerine son verilmiştir. (Baade, 1962 : Özgeçmiş).

Onun Türkiye’ye katkılarını yalnızca Kırşehir çerçevesinde tutmak büyük haksızlık olur.

Ticaret Bakanlığı yapmış olan Prof.Dr.Muhlis Ete, Prof.Baade’nin çalışmalarını ikiye ayırarak inceler :

1-1935 Tarihinde Türkiye’de İktisat Bakanlığı’nda danışman olarak çalışmaya başladığı dönem,

2- Türkiye’den 1955 tarihinde ayrıldıktan sonra, gittiği ABD dönüşü Kiel Üniversitesinde Profesör, Dünya Ekonomisi Enstitüsüne Direktör ve Alman Parlamentosu’na Sosyal Demokrat Parti milletvekili olarak çalıştığı dönem. (Baade F., 1962 : Önsöz).

Prof.Fritz Baade, 1935 yılında, “onu” Hitler Zulmünde kurtarmak ve “onun” birikimlerinden yararlanmak üzere Türkiye’ye davet edildi. Ziraat ekonomisi alanındaki uygulamalarıyla tanınmış bir uzmandı. Ekonomi Bakanlığı’nda özellikle tarımsal pazarlama ve standardizasyon işleriyle görevlendirildi. Kuramsal bilgisi ve uygulamadaki önsezileriyle çok yararlı oldu. Örnek : Ülkemizde sebze ve yaş meyve, derinliği 1,5 metre olan küfelerle taşınır ve büyük kayıplarla karşılaşılırdı. Baade, bu yöntemin yerine, aralıklı, küçük tahta sandıklarla taşınmaya geçilmesini sağladı. Fakat çam ve kayın ağacından yapılan bu sandıkların ağacı Romanya, Avusturya ve Yugoslavya’dan geliyordu; savaş çıkınca ithalat olanaksızlaştı. Bu kez Baade, Türkiye’deki ormanlardaki kayın ağaçlarından yararlanılmasını sağladı ve hala bu yöntem kullanılmaktadır. Bu çalışmasının yanı sıra, yumurta ihracatının mevsimsel ayarlaması, kuru üzüm ekonomisinin geliştirilmesi üzerine de öneriler geliştirerek, daha yüksek ekonomik getiri elde edilmesini sağladı.. Ankara Ziraat Enstitüsü’nde de tarımsal pazarlama dersleri okuttu (Baade F., 1962 : Önsöz).

Onun yaptıklarını (bir terör kurbanı olan) Prof.Dr.Orhan Cavit Tütengil’den dinleyelim (Tütengil C.O., 1964 : 109). Öncelikle Tütengil, 1959 yılında, Baade başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlanan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) raporundaki şu temel yargıyı ele almaktadır (Baade F., 1962): Türk ekonomisinin yapısının ve özellikle tarımsal temellerinin hemen tamamen yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Yazar, bu raporun asıl öneminin, başta Türkiye’nin tarım ve kalkınma sorunları olmak üzere, Baade’nin daha önceki tüm çalışmalarının bütünleştirilmesinden kaynaklandığını düşünmektedir. Raporda, kaynakların kötüye kullanımı ve tahriplerle (örneğin orman yangınları) doğanın ne hale sokulduğu, meraların daralmasına ve erozyon tehlikesine değinilmektedir. Yalnızca doğa ve üretim değil, insan üzerine de değerlendirmeler yapılmakta; nüfus artışının zararları ve tarımsal insangücü sorunları üzerinde durulmaktadır.

Raporda çözüm üzerinde durulmakta ve öneriler şöyle sıralanmaktadır :

  • Türkiye’nin tarımsal kalkınması, su, toprak ve ormancılığın ıslahatı ve sınai kalkınmayi sağlayacak insangücünün yararlanılabilir hale getirilmesi,

  • Kullanılmayan insangücünün gönüllü olarak kalkınma yolunda seferber edilmesi

a) Bu amaçla, köylerde ve küçük topluluklarda geliştirilecek toplum kalkınması programlarında gönüllü çalışmanın kullanılması,

b) “Zorunlu iş servislerinin kurulması” ve bunu sağlayabilmek için, askerlik hizmetinin yarı süresinin kalkınma amaçlı toplum çalışmalarına ayrılması (Tütengil, burada “Kültür ordu kuramı” tartışmalarına değinmektedir).

c) Gelişmekte olan ülkeler için bunun bir örnek oluşturması ve onları çevreleyen sosyalist bloka karşı bir seçenek ortaya koyması.

Burada dikkat çekici olan öneri, “gönüllü” insan emeğinden yararlanılmasıdır. Başlangıçta ekonomik getirisi düşük olan bu girişimlerin, bir toplumsal dayanışma projesi haline getirilmesi önerisi, “her şeyi para ile yaptırmaya ve gönüllü çalışmanın dinamiklerini bilmeyen” yöneticiler için çok yadırgatıcı olmuştur.

Tütengil, Baade’nin Türkiye’de turizmin geliştirilmesi başlığı altında 1962 yılında yaptığı çalışmalara da değinmektedir. Baade’nin turizmin gelişmesi için her türlü olanağın bulunduğu yönündeki görüşünü tamamlayan önerileri şu başlıklar altında toparlanabilir :

  • Orta sınıf turist için otel yapımına öncelik verilmesi,

  • Tatil köylerinin kurulması,

  • Yabancı sermayeye serbestlik tanınması,

  • Yabancı teknik personel kullanılması,

  • Köy Kanunu’ndaki yabancıların gayrimenkul edinmesine ilişkin engellerin kaldırılması.

(Tütengil O.C., 1964)

1964 yılında , Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın davetlisi olarak, OECD adına “Türkiye’nin turizm bakımından gelişmesini sağlayacak faktörler” konusunda üç aylık bir inceleme sonrası hazırladığı rapor, onun önemli ve etkili raporlarından biridir. Bu raporunda geliştirilmesi gereken iki turizm bölgesi belirlemiştir : Antalya, Bursa-Gemlik.

Bu önerilerden bazıları erken yaşama geçirilmiştir; sözgelimi tatil köyleri. Buna karşın, turizm deneyimi olmayan ve kültürü de buna göre şekillenmemiş bir ülkede yabancı yatırımın önemine dikkat çeken öneriler, ancak çok sonra yaşama geçirilebilmiştir. Antalya’nın bir turizm bölgesi olacağı öngörüsü gerçekleşmiş; ama Gemlik körfezi ile ilgili önerisiyle ne yazıkki hiç ilgilenilmemiştir. Hala doğal güzelliklerini koruyan yeşil köşelerimizden biridir.

Koçtürk, Baade’nin 1964 yazında Washington’da toplanan Dünya Gıda Kongresi’ne sunduğu raporunda, Türkiye, Pakistan ve Hindistan’ın hızla artan nüfuslarını besleyemediğine değindiğini yazmaktadır. Beslenme sorunu, başlığı altındaki bu çalışma, buğdayın yanı sıra hayvansal proteinli madde gereksinmesine de dikkat çekmektedir (Koçtürk O.N., 1964)

Türkiye’nin kalkınması konusundaki Baade’nin önerilerini özetleyen Tütengil, şu sonuçları sergilemektedir:

  • Türkiye yatırım planları çerçevesinde, sulama, toprağın korunması ve ormancılığın gelişmesi konularına öncelik tanımalıdır.

  • 1975 yılında kadar mutlaka dış yardım almalıdır.

  • Türkiye köylerinde kullanılmamakta olan insangücünü ülkenin kalkınması için harekete geçirmelidir. (Tütengil O.C., 1964 ; Baade F., 1962:27)

Fritz Baade, hem Türkiye’ye gelmeden ve hem de Türkiye’den döndükten sonra Alman Parlamentosu’nda milletvekili olarak görev yapmıştır. Bu çalışmaları sırasında arkadaşlarıyla birlikte Türk-Alman Dostluk Derneği’ni kurmuştur. Bu görevlerine koşut olarak, “Asya Kıtasını Tanıtma Kurumu” ve “Alman-Güney Amerika Enstitüsü”nde üye olarak görev yapmıştır. (Baade F., 1962 : Özgeçmiş)

Eşiyle birlikte kurduğu Haus Weltclub adındaki uluslararası öğrenci evinde, özellikle Türklere yer ayırmış ve oraya gelen Türk öğrencilerle yakından ilgilenmiştir. Bir çok gençlerimizin, burslar ve yardımlar almasını sağlamıştır. (Baade F., 1962 : Önsöz)

Baade, Kiel Üniversitesinde Profesör olarak görev yaparken, okuttuğu derslerde Türk Ekonomisine büyük yer ayırdı. Dünya Ekonomi Enstitüsü’nde ve uluslararası kuruluşlarda Türkiye üzerine sayısız rapor hazırladı. Bunlar arasında en önemlisi Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) adına, 1959 yılında onun başkanlığında bir grup tarafından hazırlanan rapordur (Baade F., 1962).

1964’te Türkiye’nin fahri konsolosu oldu.

Türkiye’deki Alman Büyükelçiliği’nin de desteğiyle, Alman hükümetinin yardımlarıyla Tahirova (Gönen) yöresinde Türk-Alman Numune Çiftliğini kurdurmuştur. Daha sonra Tarım Bakanlığı’na devredilen ve Devlet Üretme Çiftliği olarak faaliyet göstermektedir. “Türkiye’nin tek parça halindeki en büyük meyve çiftliği olan Tahirova Çiftliği, şeftali, nektarin, erik, kiraz, armut ve elma yetiştiriciliği” konusunda yoğunlaşmıştır (http://www.doalmeyve.com/tahirova-ciftligi/).

81 yaşında, gözlerini yaşama yumduğunda, bir çok çalışma ile anlamlandırılmış ve çok renkli bir yaşamı geride bırakmış oldu. Karşısına çıkan tüm engellere karşın, yılmayan ve üretkenliğinden hiç bir şey yitirmeyen Baade, hem ülkemizde ve hem ülkesinde değeri bilinen ve anılan bir insan oldu.

KAYNAKLAR:

http://kirsehirsayfasi.blogspot.com.tr/2010/11/prof-fritz-baade-1893-1974-turkiyeye.html

Prof. Fritz Baade 1893-1974 (Türkiye’ye sürgüne gönderilen Alman Bilim Adamı)

21:16 adnan menderes, kırşehir, onyx taşı, terme kaplıcaları 0 comments

Prof. Fritz Baade

Almanya’dan baskıcı rejim tarafından sürgün edilen bilim adamlarından olan Prof. Fritz Baade, 1934’te Türkiye’ye Türk Tarım Bakanlığı için tarım uzmanı olarak çağrıldı. 1944’te ailesiyle birlikte Kırşehir’e yerleştirildi. Kırşehir’e yerleştikten sonra çalışmalarına başlayan bilim adamı Terme Suyu ile çalışmalar ve yayınlar yaptı. Bununla birlikte yörenin bir diğer önemli değeri olan Onyx Taşı ile araştırmalar yaptı. 1946’da ABD’ye gitti. 1958’de Türkiye’ye yaptığı bir yolculuk sırasında Kırşehir’i de ziyaret etti, Kırşehir’de kendisine fahrî hemşehrilik nişanı verilerek ödüllendirildi. Prof. Dr. Fritz ”Baade Kırşehir şehrinin beni fahri hemşehri yapması memleketim de dahil olmak üzere, bana tevcih edilen birçok payelerden üstündür.” diyerek sevincini dile getirmiştir. 1964 itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin fahrî konsolosluğunu üstlendi.

Bu arada Demokrat Parti’nin Osman Bölükbaşı’nın memleketi Kırşehir’i ilçe Nevşehir’i de il yapıp, Kırşehir’i Nevşehir’e ilçe olarak bağlaması ile Kırşehir’lilerle arasına soğukluk giren Menderes, çok istediği halde ilin fahri hemşehrisi olamamıştı. Baade’nin fahri hemşehri olduğu haberini duyan Menderes, “Bir gavurdan bile esirgemedikleri hemşehrilik payesini Kırşehirli’ler benden esirgedi” diyerek tepki göstermiştir.

http://felsefelemek.blogspot.com.tr/p/kirsehirin-dogal-zenginliklerini.html

İNSAN VE TOPLUM

İnsan kendi özünde bulunan soylu değerleri keşfettikçe insanlaşır. gerçek mutluluk insanca değerlerde gizlidir. Aklınız sizlere yeni ufuklar açacak muhteşem güzellikler sunacaktır. Kendinizde bulunan bu cevheri keşfedin

KIRŞEHİR’İN DOĞAL ZENGİNLİKLERİNİ KEŞFEDEN BİR BİLİM ADAMI PROF. DR. FRİTZ BAADE

XX. yy bilim, sanat ve felsefenin çok hızlı geliştiği bir dönemdir.

Eğer, II. Dünya Savaşı olmasaydı bu gelişme insanlık için çok güzel sonuçlar doğuracaktı.

İnsanlığın iki büyük dehası Albert Einstein ve Sigmund Freud, Almanya’da yetişmişti ve Yahudi kökenliydi.

Fakat Alman halkı kültür ve insanlık düşmanı olan A. Hitler’i iktidara taşıdı.

Hitler, önce bu dehaların kitaplarını yaktı. Alev alev yanan o kitaplar cehaletin uygarlığa karşı nefretinin bir simgesiydi. Hitler, bir insanlık suçu olan ırkçılığı körükledi. Alman halkı, Milliyetçiliğin akustik büyüsüne kapıldı. Bunun sonunda Yahudi düşmanlığı doruk noktasına ulaştı. Böylece Einstein ve Freud Almanya’yı terk etmek zorunda bırakıldı.

Onlar gibi Yahudi kökenli olanlar, Almanya’dan kaçmak zorunda kaldı. Kaçamayanlar da toplama kamplarında açlıktan ve hastalıktan öldü.

Tüm dünyada bilim ve felsefeye öncülük etmiş uygarlığın meşalesine taşımış olan Almanya’da SS’ler devriye geziyor, caddelerde, sokaklarda erkeklerin pantolonları indirilerek Yahudi olup olmadıkları kontrol ediliyordu.

Eğer sünnetliyse kollarına sarı Davut Yıldızı bandı takılarak toplama kamplarına gönderiliyordu.

Sadece Yahudi olmak, suçlu olmak için yeterliydi.

Freud gibi akıl hastalıklarının tedavisinde çığır açan insanın bilinç altını ilk defa keşfeden modern psikiyatrinin temellerini atan bir doktor, Einstein gibi dahi bir fizikçi olması fark etmiyordu.

Bu korkunç baskı yüzünden Almanya’da yaşayan Yahudi kökenli bilim adamları, filozoflar ve sanatçılar, başka ülkelere göç etmek ya da sığınmak zorunda kaldılar.

Sayıları iki bin kadar tahmin edilen bu insanların iki yüz kadarı da Türkiye’ye sığındı.

Almanya’yı terk ederek Türkiye’ye sığınan bu değerleri Türkiye’nin kabul etmesi Hitler’i çok kızdırdı.

Gazeteci Nükhet Aşkın, “Son Devrim” isimli eserinde bu sancılı süreci şöyle anlatır:

“Bu komünist profesörleri ülkenize sokmayın”

“Benim ortadan kaldırmak istediğim bu Yahudi alayını Mustafa Kemal koruyamaz, buna müsaade etmem” diyerek tehditler savurdu. Bu tehditleri Atatürk’e ileten Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras’a Atatürk, Hitler’e adeta bir tokat niteliğinde şu cevabı verdi:

“Bir onbaşı beni cinayetlerine alet edemez” diyerek Türkiye’ye sığınmak isteyen bilim adamlarının işlemlerinin hızlandırılması talimatını verdi.

O yıllarda Türkiye, yeni kurulmuş genç bir Cumhuriyetti. Bilim, sanat ve felsefenin evrensel değerlerine kapılarını açmak istiyordu. İşte tam bu yıllarda 1933 yılında üniversite reformu gerçekleştirildi. Skolâstik bir eğitim veren Darülfünun’un yerine Hümanist ve Laik ortamın oluşturulması için gelişmiş ülkelerde uzmanlar getirtiliyordu.

Almanya’yı terk eden bilim adamlarına Türkiye’nin çok ihtiyacı vardı.

1933 yılında Türkiye’ye ilk gelenler arasında “Olasılık Teorisinin” mucidi dünyanın en saygın bilim adamlarından biri olarak kabul edilen Hans Reichenbach vardı. Atatürk, bu değeri hemen İstanbul Üniversitesi’ne Ordinaryüs Profesör olarak atadı. Reichenbach ile ilgili hocalarımız gururla anılarını anlatırdı.

Onun ilk derslerini Türkçeye çeviren benim de hocalığımı yapmış olan Prof. Dr. Macit Gökberk’ti.

Macit Gökberk, bu çevirileri yaparken çok zorlanır. Çünkü bu bilimsel ve felsefi terimlerin Türkçe karşılığı yoktu. Macit Gökberk, dil konusundaki araştırmalarına bu olayla birlikte başlamış, bu çalışmalarını sürekli devam ettirmiş, uzun yıllar Türk Dil Kurumu’na başkanlık etmiş saygın bir bilim adamıdır.

İlk çevirilerinde Macit Gökberk yetersiz kaldığından dolayı kendisine yardım etmesi için çok iyi Almanca bilen Nusret Hızır kadroya alındı.

Reichenbach, Türkiye’de kaldığı 5 yıl içerisinde çok değerli öğrenciler yetiştirdi. Bu değerler Prof. Dr. Macit Gökberk, Prof. Dr. Nusret Hızır, Prof. Dr. Takiyettin Mengüşoğlu, Prof. Dr. H. V. Eral, Prof. Dr. Mermi Uygur, Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken, Prof. Dr. Z. F. Fındıkoğlu, Prof. Dr. Suut Kemal Yektin gibi Cumhuriyetin çok değerli hocalarının yetişmesinde Reichenbach’ın büyük katkısı vardır.

Ne yazık ki bu değerli insan ve pek çok bilim adamı Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır.

İşte bu çok değerli bilim adamlarının bazıları da Kırşehir’e geldiler.

Bu Alman göçmenleri hikâyelerini büyüklerimizden çoğumuz dinlemiştir. Selgah, Üçgöz ve şehrin çeşitli yerlerinde oturan bu göçmenlere çiçek götürdüğümü emekli öğretmen Hüseyin Yenice anlatmıştı.

Kırşehir’de toplu olarak kadın, erkek, çocuk çarşıda, pazarda garip garip dolaşan bu yabancılara Kırşehir büyük ilgi ve sevgi göstermiştir.

Şehrimizin tanınmış simalarından Hacı Gülten, bunlarla ilgili şu hikâyeyi anlattı:

Bu Almanlardan biri şehrimizin tanınmış simalarından M. Civelek ile keklik avına gider. Kafesteki keklik, doğadaki kekliklerin avlanması için bir tuzaktır. Alman, M. Civelek’e ‘Bu kekliği bana sat’ der. Civelek’e epey para vererek kekliği satın alır. Kafasını koparır, bir kenara atar. Civelek ‘Para vererek aldığın kekliğin kafasını niçin kopardın’ der. Bunun üzerine Alman ‘Keklik soyuna ihanet ediyordu’ der.

Kırşehir’e gelenler içerisinde en önemli şahsiyat Dr. Frizt Baade’dir. (1893-1974)

Prof. Dr. Fritz Baade 1935 yılında Türkiye’ye gelmiş, Tarım Bakanlığında Danışman olarak çalışmıştır. Ekonomi Uzmanı olmasına rağmen erozyon konusunda incelemeler yapmıştır. Daha sonraları Kırşehir’e gelerek onyx ve mermer taşı işletmeciliğine öncülük etmiştir. Burada yetiştirdiği değerli öğretmen Abdullah Acer’i Almanya’ya götürmüş, mermer işletmeciliği konusunda onu yetiştirmiştir. Abdullah Hoca, mermer işletmeciliğini Kuşadası’na taşımış, Kırşehirli pek çok insanın da Kuşadası’nda mermer işletmeciliği konusunda öncülük etmiştir. Bugün Kuşadası’nda en önemli mermerciler Kırşehirliler ve Abdullah Acer’in çocuklarıdır.

Baade daha sonra Terme suyunu analiz ederek insan sağlığı için adeta bir şifa olduğunu ilk defa o göstermiştir.

Terme Kaplıcalarını bir turizm ve şifa merkezi olarak ilk o açmıştır.

Baade’nin Terme’de ilk havuzun yapılışında Ahi Baba’da bulunmuştur. Ahi Baba, Baade ile yaptığı çalışmaları gururla anlatır.

Ahi Baba, ne kadar gurur duysa o kadar haklıdır. Çünkü Kırşehir’i seven her insan doğal zenginliklerimizin keşfinde bulunmak, böyle güzellikleri, bu tür bir heyecanı yaşamak ister.

Baade, Hirfanlı Barajı konusunda çalışmalar yapmış, hükümete rapor sunmuştur.

Baade’nin Kırşehir’e yaptığı hizmetleri Kırşehir halkı unutmamış ve ona fahri hemşerililik beratı vermiştir.

Bu duruma çok sinirlenen Başbakan Adnan Menderes; “Bir gavurdan bile esirgemedikleri hemşerilik payesini Kırşehirliler benden esirgedi” diyerek tepki göstermiştir.

Oysa Baade, doğal zenginliklerimizi keşfederek, Kırşehir’e büyük hizmetler yapmıştır. Menderes ise Kırşehir’i kaza yaparak, Kırşehirleri ağlatmıştır.

İnsan ölür, yaptığı hizmetler kalır.

İyilikler de unutulmaz, kötülükler de.

06.04.1960

Prof.Baade Turistik tesis İnşasını Tavsiye etli O.E.C.E.adına tetkikler yapan Baade,Gemlik,Armutlu ve Antalya sahillerinin Riviera hâline getirilmesini lüzumlu görüyor ANKARA.METE AKYOL bildiriyor GEM

http://www.kirsehir.net/tr/content/tas-islemeciligi/1446

İlimizde taş işleneciliği 1944 yılına dayanmaktadır. 1949 yılında Sanat Enstitüsünün öncülüğünde taş işleneciliğinde Abdullah Ercan ve Haşmet Özbilek adlı öğretmenler tarafından Makinalı üretime geçildi. Teknik Lisede başlayan taşçılığın tanıtımında ilk işyerini 1955 yılında oyan Orhan Baycan ve Adnan Özbey yapmışlardır.

O yıllarda sadece iki atelye varken günümüzde turistik nitelik gösterdiğinden bu atelyelerin sayıları artmıştır. 1933 yılında Almanya’dan Hitler diktatörlüğünden kaçıp II. Dünya Savaşı yıllarında geçici bir süre için Kırşehir’e yerleştirilen Almanlar arasında bulunan Prof. Dr. Frizt Baade 1945 yılında tekrar ülkesine dönerken götürdüğü Terme taşını Almaya’nın Kiel şehrindeki evinde atelyesinde Vazoya dönüştürmüştür. Daha sonra Prof. Baade bu vazonun Kırşehir’e armağan edilmesini vasiyet etmiştir. 1954 yılında Vazo 1984 yılında torunu Arkeolog Doktor Hans Peter Laguer tarafından Kırşehir Müzesine armağan edilmişti

http://kirsehircigdem.net/orhan-baycan-ve-terme-tasi/

Orhan Baycan ve Terme taşı

Orhan Baycan ve Terme taşı

1

.10.2015 | 323 görüntüleme

28 Ekim 2007 tarihinde kaybettiğimiz Kırşehir eski Belediye Başkanı, kayınbabam Orhan Baycan’ı aramızdan ayrılışının 8. Yılında saygıyla, şükranla anıyorum. 1973-1980 yılları arasında iki dönem Kırşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Orhan Baycan’ı unutmak, hatırlamamak mümkün mü? O yıllardır içimizde yaşıyor. Orhan Baycan gerek Belediye Başkanı olarak, gerekse oniks mermer taş işletmeciliğinin öncüsü Kırşehir’e önemli hizmetler vermiştir. […]

28 Ekim 2007 tarihinde kaybettiğimiz Kırşehir eski Belediye Başkanı, kayınbabam Orhan Baycan’ı aramızdan ayrılışının 8. Yılında saygıyla, şükranla anıyorum.
1973-1980 yılları arasında iki dönem Kırşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Orhan Baycan’ı unutmak, hatırlamamak mümkün mü? O yıllardır içimizde yaşıyor.
Orhan Baycan gerek Belediye Başkanı olarak, gerekse oniks mermer taş işletmeciliğinin öncüsü Kırşehir’e önemli hizmetler vermiştir.
Terme taşı garip bir taştır, bakınca bir şeye benzetemezsiniz, ama ilginç bir taştır. İşlenmemiş terme taşı sizi hayal âlemine götürür. Birçok şeye benzetirsiniz, bir tek taşa benzemez. Dedenizin yüzünü, ananızın, babanızın sıcaklığını bulursunuz onda. İçimizden biridir. Anılarımızdadır. Doğduğunuz şehri, Kırşehir’i hatırlatır sizlere. Masanızın bir kenarında bazen bir isimlik, sizi herkese tanıtan, bazen bir küllük sigaranızı söndürdüğünüz. Bazen de üzerinde oturur, bakınırız sağa sola, yokluktan bahsederiz, üstünde oturduğumuzun kıymetini bilmeksizin.
Nedir diye aradığınızda, “Terme taşı Kırşehir’in güneyinde(?) Kazankaya ve Terme hamamları arasından çıkarılmaktadır. Koyu kırmızı, açık sarı ve kahve renklidir.” (1) diye bir açıklama çıkar karşınıza. Ya da “çok eski zamanlardan beri çalıştırılan Terme Ocaklarında, Kırşehir’in içinde kuzey güney istikametinde uzanan, boyu 1,500 km.yi bulan, 10–150 m. Arasında genişlik gösteren bir traverten zuhuratı (oluşumu) ile karışık bulunan Terme oniksleri; renk itibariyle dünyada örneği bulunmayan bir oniks mermer cinsidir. Renkler o kadar mütehayyil ve renk varyasyonları gösteren tabakalar yekdiğerine o kadar ince ve yakındır ki ters damar olarak biçilen mermer içindeki renkler tavus kuşu kuyruğundaki renkleri ifade etmektedir.” (2) der bir başka uzman.
İlimizde taş işlemeciliği 1944 yılına dayanmaktadır. 1949 yılında Sanat Enstitüsünün öncülüğünde taş işlemeciliğinde Abdullah Ercan ve Haşmet Özbilek adlı öğretmenler tarafından makineli üretime geçildi. Teknik Lisede başlayan taşçılığın tanıtımında öncülüğü, ilk işyerini 1955 yılında açan, Orhan Baycan ve Adnan Özbey yapmışlardır. O yıllarda sadece iki atölye varken günümüzde turistik nitelik gösterdiğinden bu atölyelerin sayıları artmıştır. 1933 yılında Almanya’dan Hitler diktatörlüğünden kaçıp II. Dünya Savaşı yıllarında geçici bir süre için Kırşehir’e yerleştirilen Almanlar arasında bulunan Prof. Dr. Frizt Baade 1945 yılında tekrar ülkesine dönerken götürdüğü Terme taşını Almanya’nın Kiel şehrindeki evinde atölyesinde Vazoya dönüştürmüştür. Daha sonra Prof. Baade bu vazonun Kırşehir’e armağan edilmesini vasiyet etmiştir. 1954 yılında Vazo 1984 yılında torunu Arkeolog Doktor Hans Peter Laguer tarafından Kırşehir Müzesine armağan edilmiştir. (3)
Terme taşı yontulunca, zımparalanınca ve hele cilalanınca, yaratıcısına yeniden yaratma gücü verecek kadar güzelleşir. O çirkin, suratsız taş gider, bambaşka bir güzellik ortaya çıkar. Onca zahmet, emek, unutulur, yaratmanın zevki yaşanır.
Terme taşı dendiğinde, akla ilk gelen insanlardan birisidir, Orhan BAYCAN.
65 yıllık arkadaşı ve dostu Hakkı GÖÇEN’in vurguladığı gibi, “O; taş işçiliğinde, oniks taş işçiliğinde önemli hizmetler verdi, birçok arkadaşlar yetiştirdi. Yetiştirdiği arkadaşların birçoğu bugün ülkenin birçok yerinde ülke turizmi adına hizmet vermekteler. Ve hatta şunu söyleyeyim oniks taşını dünyaya tanıtan insanlardan bir tanesidir.”
O’nu tanıdığımda, oyundan kenara alınmış bir takım kaptanı idi. Yaşadığımız siyasi çalkantılar ve ailesi onun bir daha sahaya çıkmasına şans tanımadı. Ama o, limana çekilmiş, savaş gemisi “Midilli” gibi atıl kalmadı, kendi düşüncelerini, heyecanlarını, bilgisini, görgüsünü, eğitimini, deneyimlerini önce yakın çevresine, sonra tüm tanıdıklarına, okurlarına aktarmaya son nefesine kadar devam etti.
Kırşehir’de doğdu, büyüdü. Babasının icazetini liseye kadar aldı da, girdiği hukuk fakültesinin kapısından diplomasıyla çıkmak, mezun olmak babasının inadı yüzünden mümkün olmadı. Birçok konuda oğlunun ufkunu açan, hayat boyu karşılaştığı her olayda danıştığı babası, hatta ölümünden sonra bile “Recep BAYCAN buna ne derdi acaba?” diye düşündüğü babasına boyun eğdi, Hukuk Fakültesini bıraktı. Hayat fakültesinde okudu, biçer döverlerin tepesinde uçsuz bucaksız tarlaların ekinini biçti, bozkırın sıcağında, tozunda, ayazında kavruldu, Bölükbaşı’nın peşinde köy köy dolaştı, taşı işlemek için alet üretti, taşa hayat vermeye çalıştı. Başarılı oldu mu, olmadı mı? Takdir, bağrından çıktığı vefalı Kırşehir insanının, halkının.
Şekil vermeye uğraştığı terme taşı kadar, yeniden inşasına uğraştığı Kırşehir’de onun ellerinde bir anlam kazandı. Onun dönemini, anılarını yazan birçok insanın buluştuğu ortak payda; onun davranışta örnek insan ve Kırşehir’e sevdalı olması, yanında Kırşehir’in alt yapı sorunlarını çözen Başkan olmasıydı.
Yokluklar döneminde açılan çevre yolunu, mahalle aralarındaki yolları her geçişte duyduğu keyif kadar, özellikle de “ırmağın öte yanındaki” yollar üzerindeki garipliklere, terk edilmişliğe, ilgisizliğe kızgın bakışlarını ve homurdanmasını fark etmemek te olanaksızdı. Oturduğu Killik Sokak’a bir tek kaldırım taşının döşendiğini sağlığında görmedi. Kendisi yüzünden bir mahallenin mağdur edildiğini düşündü, daha da fazla üzüldü.
Karşılaştığı güçlüklere, çiğliklere ve vefasızlıklara gülerek baktı, muzip ve sevecen. Terme taşı gibi dayandı, dayandı. Çatlamadı, biraz aşındı, biraz çizildi. Bunu bile belli etmedi, ne bize, ne kendine. Sıktı dişlerini. İki damarının tamamen, bir damarının yüzde doksan beş tıkanık olduğunu öğrendiğinde de hiç tepki vermedi. Raporu merakla ve ayakta okudu, inceledi. Neşesini kaybetmedi. Çevresindekilerin endişelerine inat, güldü, gülümsedi.
Kırşehir’in geçmişini gelecek nesillere taşıma hevesini son ana kadar sürdürdü, söyledi, yazdı. Cezaevinin önündeki boş arsadaki kanalizasyon kazısında ortaya çıkan ve kırılmasın diye başında durarak bin bir zahmetle Belediye Binası önüne kadar taşıttığı küpün, bir an arkasını döndüğünde kırılmasında ne hissetti ise, Kırşehir Müzesinin önünden her geçişinde aynı şeyleri hissetti.
İsyan ettiğini okudum gözlerinde zaman, zaman. Köstebek gibi, altında, içinde ve üstünde çalıştığı, uğraştığı şehrinin bir türlü imar edilememesini hazmedemedi. Anadolu’nun diğer kasabaları şehirleşirken, Anadolu’nun kültür başkentlerinden birinin, Ahiliğin merkezinin, çalışkanlığın, çalışma disiplininin ve ahlakının başkentinin, memleketinin, Kırşehir’in kasabalaşmasına olan tepkisini ve isyanını okudum gözlerinde.
Başkalarının kaba yöntemlerle yapmaya çalıştığını, bir Anadolu evliyası alçakgönüllülüğüyle, nezaketiyle, efendiliğiyle kalemini kılıç yaptı, yazdı. İnsanları, yalnızlığını, çaresizliğini, yapmak istediklerini, yapılabilecekleri, iyi şeyleri, kötü şeyleri, aykırılıkları yazdı. Kişisel hesaplaşmaları, kısır çekişmeleri, ihanetleri yazdı. Yazamadıklarını sözleriyle, şakalarıyla paylaştı. İçindekileri akıttı, paylaştı yıllarca. Kimileri kızdı, kimileri sevdi.
Terme taşı, içinden fışkıran terme suyu ile bir başka anlam kazanır. Su taşı, taş suyu bütünler. Orhan BAYCAN da kendinde var olan nitelikleri kadar, ürettikleri ve yaptıkları ile, düşünceleri ve Kırşehir’e ilişkin projeleriyle anlam kazandı. Bize bıraktığı onurlu isim ve geçmiş için evlatları ve ailesi olarak bizler müteşekkiriz. Ama Kırşehir için yaptıklarına, bıraktıklarına tüm hemşerileriyle ve sevenleriyle birlikte binlerce kez müteşekkiriz. Terme taşının kıymetini bilemediğimiz gibi senin de kıymetini yeterince bilemedik sanırım.
Ruhun şad ve toprağın bol olsun. Tanrı sevgin kadar, sabrını da versin.
Dipnot:
(1) Türkiye Neojen Formasyonlarının Ekonomik Jeolojisi, Salih GÖK, MTA, Ankara
(2) Türkiye Oniks Mermerleri, İstihsal ve İhraç İmkanları, M.ARIKAN,
(3) Taş İşlemeciliği, Kırşehir İl Turizm Müdürlüğü Sitesi

May 02 2009 http://www.arastiralim.net/ilk/ataturk-hitlere-kizarsa.html

Atatürk Hitler’e kızarsa

Atatürk’ün gerçekleştirdiği üniversite reformunun anlatıldığı “Son Devrim” isimli kitap büyük ilgi görüyor. Gazeteci Nüket Aşkın tarafından kaleme alınan kitapta, 1933 üniversite reformunun sancılı süreci ve bu dönemde Hitler’den kaçarak Anadolu’ya sığınan bilim adamlarıyla reformun nasıl gerçekleştirildiği anlatılıyor.

HİTLER’İN TEHDİDİ ve ATATÜRK’ÜN CEVABI

Türk Hükümeti’nin kendisinin kovduğu Yahudi bilim adamlarıyla temas kurduğunu öğrenen Hitler, “Benim ortadan kaldırmak istediğim bu Yahudi alayını Mustafa Kemal koruyamaz. Buna müsaade veremem” diyerek Atatürk’e “Bu komünist profesörleri ülkenize sokmayın” mesajını gönderir.

Atatürk, Bu bilgiyi kendisine ileten Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras ve Maarif Vekili Reşit Galip Bey’e “Bir onbaşı beni cinayetlerine alet edemez” diyerek Türkiye’ye sığınmak isteyen Alman profesörlerin işlemlerinin hızlandırılması talimatını verir.

MENDERES ve KIRŞEHİR

İkinci Dünya savaşı günlerinde Alman hocaların Anadolu’da zorunlu ikametleri gündeme geldi. Çorum, Yozgat, Kırşehir gibi illerde aileleriyle birlikte kalmak zorunda bırakılan Almanlarla yöre halkı arasında ilginç olaylar yaşandı. Yozgat’ta tango dersleri başlarken, Çorum operayla tanıştı, Kırşehir ilk ayaklı banyo küvetini onlardan öğrendi.

Kırşehir’e yerleştirilen Prof. Fritz Baade, Terme kaplıcalarını ve yörenin ünlü onyx taşını buldu. Kırşehirlilerde kendisini fahri hemşehrilik beratıyla ödüllendirdi. Bu arada Demokrat Parti’nin Osman Bölükbaşı’nın memleketi Kırşehir’i ilçe yapmasıyla Kırşehirlilerle arasına soğukluk giren Menderes, çok istediği halde ilin fahri hemşehrisi olamamıştı. Baade’nin fahri hemşehri olduğu haberini alan Menderes, “Bir gavurdan bile esirgemedikleri hemşehrilik payesini Kırşehirliler benden esirgedi” diyerek tepki gösterdi.

Prof. Fritz Baade

http://www.beta-umr7522.fr/IMG/UserFiles/Ege/EJHET_Turkish_University.pdf

Fritz Baade

(1893–1974) was throughout his life active on the borderline

of academics and politics. Since 1925, he had, together with Fritz (Perez)

Naphtali (1888–1961) who emigrated to Palestine in 1933, been the co-

director of the German trade union research department for economic

policy. In 1928, Baade became founding director of the government

institute for agricultural markets and in 1929,

Reichs getreidekommissar .As a member of the Reichstag for the SPD, he was co-architect of the

Woytinsky-Tarnow-Baade plan, passed by the congress of the German trade unions in April 1932 to fight mass unemployment in the Great Depression. Dismissed from all these positions in March 1933, Baade became a working farmer in Brandenburg before emigrating to Turkey in 1935, where he stayed until 1946 as a practical reformer and advisor to the Turkish government on agricultural policy. Having been interned in Turkey at the end of the war, Baade spent two years in the US before returning in the spring of 1948 to Germany, where he was appointed Professor and Director of the Institute for World Economics in Kiel (until 1961). From 1949 to 1965, he also was a social democratic member of the Bundestag , the German parliament.

During this period, he was responsible for the 1960 Report on Turkey for the Food and Agricultural Organization (Tütengil 1964)

Diğer Yazılar