Motosikletli Ebe

Motosikletli Ebe

Motosikletli Ebe Hayru Nisa Gökay

A. Gürhan Fişek

Adı hiç duyulmamış ama halkının gönlüne that kurmuş sağlıkçılar vardır. Çoğu, yaptıklarıyla, anılarıyla o yörede hala anılmaktadır. Ama bir “ebe” var ki, yanlızca bir gazete haberiyle, bulunduğu yöreden çıkıp, adını ülkenin başka kentlerinde de duyurmuştur. İzmir Cumaovası (Yeni adıyla Menderes) ilçesinin sınırları içerisindeki Dereköy ve çevresindeki köylerde ebelik yapan Hayru Nisa Gökay’ın en önemli özelliklerinden biri, motosiklet kullanması ve doğumlara en hızlı biçimde ulaşabilmesiydi. Üstelik de, İzmir’in motosiklet ehliyeti olan ilk kadınıydı. Bu özellikleriyle, 22 Temmuz 1963 tarihli Akşam gazetesinde fotoğraflı bir haber ile okurlara tanıtılmıştır.

01

Toplumun çok duyarlı olduğu iki konu vardır : Biri eğitim, diğeri sağlık. Onun için hem öğretmenler, hem de sağlıkçılar (doktor, hemşire, ebe) toplum tarafından baş tacı edilebiliyordu. Yine bu önceliklemeden yola çıkarak, şöyle söylemek yanlış olmayacaktır : Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük iki sosyal projesi, “Köy Enstitüleri” ve “Sağlığın Sosyalizasyonu”dur.

02

Sağlığın sosyalize edilmesinin üzerinden 50 yıl geçti. Vakfımız, toplumun durumunu ve duygularını en iyi yansıtan araç olarak gördüğü yazılı basının, sosyalizasyonun en gözde olduğu dönemi simgeleyen 1961-65 dönemi gazetelerindeki, sağlık haberlerini taradı. “Basında Sağlığın Sosyalizasyonu” başlıklı çalışmamız bize bir çok veri kazandırdı. İşte bu verilerden biri de, “Motosikletli Ebe : Hayru Nisa Gökay”dı.

Gazete haberi şöyleydi :

İzmir Trafik Müdürlüğü’ndeki kayıtlara göre, motosiklet ehliyetine sahip tek kadın Dereköy Grup Ebesi H.Gökay, bir ay içinde motosikletini iki defa cankurtaran olarak kullanmış, motorun sepetine yerleştirdiği doğum yapmak üzere olan iki kadını İzmir Çocuk Hastanesi’ne taşıyarak, kadınları ve çocukları mutlak bir ölümden kurtarmıştır. Dereköy grubuna dahil Akçaköy, Görece, Gölcükler, Karakuyu köylerinde gurup ebesi olarak vazife göre Hayrünisa Gökay, sekiz yıl evvel ebe okulunu bitirmiş ve köylerde vasıtasız ebelik yapılamayacağını anlayınca, iki yıl evvel motosiklet ehliyeti almıştır. Gönüllü melek Hayrünisa Gökay’ın motosikleti çoğu zaman köylerde, cankurtaran olarak vazife görmekte, köylüler motosikletli ebeyi çok sevmektedirler. Saatte 80 kilometre süratle patika yolda birçok erkeklere taş çıkartacak maharette motosiklet kullanan, asfalt yolda bir çok taksi ve otobüsleri rahatlıkla geçen ve bir an önce doğum yaptıracağı köye ulaşan Hayrünisa Gökay, “Motosikletim çok işe yarıyor. Köy kadınlarına bir parça yardım için her türlü tehlikeyi seve seve göze alabilirim” demektedir. Çok süratli motosiklet sürdüğü için, köylerde “erkek ebe” namıyla tanınan ve şimdiye kadar 4 bin çocuk dünyaya getiren Hayrünisa Gökay bir arzusunu şöyle özetlemiştir : “Devlete devamlı hizmet etmek insana büyük zevk veriyor. Hedefim 20 bin doğum yaptırmak. Yirmibin çocuğun ebe annesi olduktan sonra görevimden ayrılacağım.”

0304

Bu gazete haberini okuduktan sonra, kendisine ulaşmak için çok çabaladık. Ama yer yarılmış Hayru Nisa Gökay, içine girmişti sanki. Sonunda çalıştığı köylerin muhtarlarına mektup yazarak, onu tanıyanları bulmalarını ve bize onu tanıtmalarını rica ettik. Çok kısa bir süre sonra, Menderes İlçesi Dereköy Muhtarı Kani Türüt’ten aldığımız mektup şöyleydi :

“Muhtarlığımıza göndermiş olduğunuz mektip, beni o kadar heyecanlandırdı ki, inanın çocukluk yıllarıma döndüm. Mektubunuzda sözünü etmiş olduğunuz Hayru Nisa Gökay hanımefendinin tüm akrabalarını tanırım; o bizim herşeyimi, annemiz gibiydi. Mektubunuzu onlara da okuttum. Kocasının küçük kardeşi benim ilkokul öğretmenim. Hayru Nisa hanımın, kendi çocukları olmadığından dolayı, insanları o kadar severdi ki; nasıl anlatsam, yaşamı boyunca insanlara, doğacak çocuklara, hastalara, çok zaman yürüyerek yağmur çamur demeden gecesini gündüzünü hiçe sayarak koşardı. O bir melekti; yüzünden tebessüm hiç eksilmezdi. Kimi görse, küçük büyük demez severdi. O bir melekti; bizler onun kucağında, onun sevgisiyle büyüdük. Küçük bir sepetli motorları, bir de Opel arabaları vardı. Onları herkes tanırdı. Kocası Hüseyin Gökay, sağlık memuruydu; yaptığı hizmetlerin sınırı yoktu. Çocukları sünnet yapar, para bile almazdı. İnsanların gönlünü kazanmış, çok sempatik, hoşgörülü ve hayırsever bir insandı. Onun da yüzünden tebessüm hiç eksik olmazdı. Karı-koca ikisi de insanları hiç kırmaz iyilik yapmaktan hiç vazgeçmezlerdi. Hayru Nisa hanımefendi, bölgemizin doktoru, çocuklarımızın ebe annesi, gönülleri fetheden, bizlerin de dünyaya gelmesinde büyük emeği olan, can dostumuz iyi bir insandı. Kocası Hüseyin efendi de, çocukluktan ergenliğe geçmemizde büyük emeği olan iyi bir baba, topluma büyük hizmetler eden, muhterem bir beyefendi kişiliğine sahip, toplumda çok saygı gören iyi bir insandı.”

05

Sevgili muhtarımız, mektubuna bir de Hayru Nisa Gökay’ın değerli eşi Hüseyin beyin, kardeşinin bir mektubunu ve O’nun fotoğraflarını eklemişti. Hayru Nisa hanımın, kayınbiraderi şöyle diyordu : “Eski ismi Cumaovası, yenisi Menderes olan ilçemize bağlı 19 köy halkı, ağabeyimi ve yengemi çok iyi tanır. Ağabeyim Hüseyin Gökay, 1947 yılı Kızılçullu Köy Enstitüsü sağlık bölümünden mezun olmuş ve bu yörede sağlık memurluğu yapmıştır. 1951 yılında Hayru Nisa Akgün ile evlendikten sonra, yengem, onun özendirmesiyle EBE okuluna gitmiş ve ondan sonra yöre köylerinde gece gündüz demeden hizmet vermeye başlamıştır. O zamanlar ulaşım araçlarının yok denecek kadar az olmasından ötürü, doğumlara gidip gelmek zor oluyordu. Bu zorluğu aşmak için, yengeme bir motosiklet aldılar. O motosikleti ile, köylere gidip gelmeye başladı. Bazen kızım Semra’yı da yanına alıyordu.”

06

Mustafa Enver Gökay anlatmayı sürdürüyor : “Yengeme, Cumaovası Çam köyünde doğumumuz var diye bir vatandaş geliyor. Vakit akşam; saat 20.45. Yengem kızımı motorsikletin arkasına bindirerek, yola düşüyor. Doğumun olacağa köye geliyorlar. Ev karanlık. Gaz lambası var; ama evi yeterince aydınlatamıyor. Bu durumda doğum yapmak tehlikeli ve zor. Bunun üzerine, yengem, motosikleti doğum yapılacak odanın önüne getiriyor. Kızım Semra’yı da motorsikletin üzerine çıkarıyor; motorun ön farını yakıyor. Far, projektör gibi odayı aydınlatıyor. Bu ışıktan yararlanarak, doğumu başarıyla gerçekleştiriyorlar. Doğumdan sonra, gece yarısını geçe eve dönebildiler; ama ikisi de heyecan içindeydi. Birbirlerinin sözünü kesercesine, heyecanla yaptıklarını anlattılar. İşte yengem böyle birisiydi. Tüm doğa koşullarına aldırmadan, görevini onurlu bir biçimde yapmaya çalıştı. Ama ne yazık ki, görevini namus bilen, hiç bir özveriden kaçınmayan o değirli insan kendisini koruyamadı ve 1973 yılında aramızdan ayrıldı.”

Geride doğurttuğu binlerce çocuk, onu annesi gibi seven bir toplum bıraktı.

Ne mutlu ona.

07

Diğer Yazılar