Abdullah Baştürk

Abdullah Baştürk

Abdullah Baştürk’ün Yaşam Öyküsü

Abdullah Baştürk’ün Yaşam Öyküsü

29 Mayıs 1929’da Yalova’da, Dağıstan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ortaokulu maddi güçlükler nedeniyle yarıda bıraktı. Gençlik yıllarından başlayarak, değişik iş kollarında çalıştı. 1951’de askere gitti. Dönüşünde bir tel fabrikasında, ardından bir sıhhi tesisiatçı yanında çalışmaya başladı. 1955 yılında İstanbul Belediyesi’nde tesisatçı olarak işe girdi. 1961 yılında yeni kurulan İstanbul Belediyesi Fen İşleri Sendikası’na üye oldu ve ilk genel kurulunda genel sekreterliğe seçildi. 22 Nisan 1962’de, İstanbul’daki tüm belediye işçilerini örgütlemek için arkadaşlarıyla birlikte Genel Hizmetler İşçileri Sendikası’nın kuruluş dilekçesini Valiliğe verdi. Bu sendikanın kurucu başkanı olan Baştürk, yöresel ve kimi dernek statüsündeki belediye işçileri örgütlerine 14 Haziran 1962’de bir çağrı yaparak, ağır ortak sorunların çözümü için “federatif” değil, “milli tip” tek bir sendika çatısı altında birleşmeyi önerdi. O arada, belediyelerin 8 saatlık çalışma süresine uymaksızın uyguladığı “angarya düzenine” karşı yürütülen hak savaşımında ilk kez İstanbul Belediyesi Fen İşleri’ndeki 2000 işçinin tazminat kazanmasına öncülük etti. Bu başarı ile güç kazanan birlik çağrısına ilk yanıt Ankara’dan geldi. Başkent’te aynı ismi taşıyan sendika ile birleşme kararı alındı ve 7 Ekim 1962’de merkezi Ankara olmak üzere, “milli tipte” Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikası (GENEL-İŞ) kuruldu. Samanpazarı’nda bir han odasında, “..kırık bir masa, dört iskemle ve çözüm bekleyen yığınla sorun…” ile yola çıkan GENEL-İŞ’in ilk genel kurulu 15-16 Kasım 1962’de yapıldı. Baştürk bu tarihten vefat ettiği 21 Aralık 1991’e kadar GENEL-İŞ’in genel başkanlığı görevini sürdürdü.

1963 yılında kısa bir süre Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) üye oldu.

1963 yılında Bursa belediye işçileri, onun önderliğinde, 274-275 sayılı yasaların çıkmasından sonra, Bursa’da 7 Kasım’da başlayıp 27 Kasım 1963’te biten Taşıt İşçiler Sendikası’na bağlı otobüs şoförlerinin grevini GENEL-İş Sendikası olarak desteklediler. Bu ilk yasal genel grevdi. 1964 yılında Türk-İş Konfederasyonu Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1966 yılında, Çorum Belediyesi’nce işten çıkarılan 72 temizlik işçisinin “Yalınayak Yürüyüşü”nde başlarındaydı. İlk etabı Çorum-Ankara, belediye başkanının Danıştay kararını uygulamaması nedeniyle başlatılan ikinci etabı Ankara-İstanbul şeklinde 54 gün süren ve toplam 750 km’yi bulan bu yürüyüş, hem eylem biçimi olarak ve hem de aldığı olumlu sonuçla, kendisinden sonrakilere örnek olmuştur. “Ölüm Yürüyüşü” adı verilen bu eylem, işçilerin işe alınmasıyla sonuçlandı. Bu kazanım, sadece Çorum’lu temizlik işçilerinin bir kazanımı olmakla kalmamıştır. Anayasa ve yasalarla verilen çalışma özgürlüğünü ve sendikal hakların korunması mücadelesini yükseltmiş ve yüceltmiştir. 1967 yılında, yine Abdullah Baştürk’ün önderliğindeki GENEL İŞ, Manisa belediye işçilerinin “yasal grevini basan kamu destekli sivil zorbalara karşı, “Anayasa Yürüyüşü”nü örgütledi. 4 Haziran 1967’de Manisa’dan başlayan ve 90 genel hizmet işçisinin yine çıplak ayakla gerçekleştirdiği 930 km’lik bu yürüyüş, 17 Aralık 1967’de işverenin tüm sendika tekliflerini kabul etmesiyle sonuçlandırıldı. Özellikle Avrupa ülkelerinde de ses getiren bu yürüyüşlerde olduğu gibi, diğer eylemlerde de Baştürk’ün öngörüsü, örgütçülüğü, kararalılığı ve cesareti belirleyici olmuştur.

Abdullah Baştürk, 1969 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) Yozgat ve 1973 yılında İstanbul Milletvekili oldu.
1971 yılında GENEL-İŞ adına, Türk-İş içerisinde yer alan Petrol-İş, Yol-İş ve Deniz Ulaş-İş ile birlikte , Konfederasyon yönetim kurulunu eleştiren “Dörtler Raporu”na imza attı. Bu yüzden sendikası geçici olarak Türk-İş’ten ihraç edildi. Türk-İş içinde muhalefetini sürdürdü ve 1976 yılında Genel-İş Sendikası, Türk-İş’ten ayrılarak, DİSK’e geçti.
1977 yılında yapılan genel kurulda Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanlığına ve bir süre sonra da Kamu Hizmetleri Uluslararası Federasyonu (PSI) Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. Faşistlerin 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği katliamdan sonra DİSK’in başında “Faşizme İhtar Eylemi”ni yönetti. 1979 ve 1980 yıllarındaki 1 Mayıs kutlamaları nedeniyle tutuklandı ve yargılandı. 1980 yılında yeniden DİSK Genel Başkanlığı’na seçildi.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra sendikalar kapatıldı ve “Anayasal Düzeni Yıkma (TCK madde 146)” iddiasıyla “DİSK Davası” olarak anılan ünlü davada idam istemiyle yargılandı. Dört yıl cezaevinde kaldı ve beraat etti. Bu yargılanma sırasında, “Siz benim ancak ceketimi asabilirsiniz” sözüyle anıtlaştı. Bu yargılanma sürecinde yaptığı savunmalar, Türkçe ve İngilizce olarak “Sendikacılık Yargılanıyor : Abdullah Baştürk’ün Savunması” adı altında kitaplaştırılmıştır.
1985 yılında Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC), DİSK’i üyeliğe kabul etti ve Abdullah Baştürk de ETUC Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçildi. Bu görevi 1991 yılındaki ölümüne kadar sürdü. 1987 yılında, daha önce bir kez Nelson Mandela’ya verilen İsveç Sendikal Hareketi Özgürlük Ödülü’nü aldı.
1987 yılında Sosyal Demokrat Halkçı Parti’den (SHP) milletvekili seçildi. 1990 yılında partiden ayrılarak Halkın Emek Partisi’ni (HEP) kurdu. 1991 yılında, bu partiden ayrılarak, Askeri Yargıtay Kararı ile aklanan ve hakkındaki kapatma kararı kaldırılan DİSK’in başına geçti. Yoğun tartışma ve çekişmelerin yaşandığı, yeniden kuruluş çalışmaları sırasında, rahatsızlık geçirerek, 21 Aralık 1991’de yaşamını yitirdi. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda yatmakta ve her yıl mezarbaşında Anma Toplantısı düzenlenmektedir.

İşçi sınıfının örgütlenme ve sosyo-ekonomik hak kazanımı savaşımındaki bilinen liderliği ve yukarıda bir bölümüne değinilen çabalarıı yanında çok önemli bazı katkıları daha vardı. Bunlardan birincisi, Türkiye’de ilk kez sendika üyeleri için ve sendika bünyesinde özel bir sosyal güvenlik birimi kurulmasına öncülük etmesidir. TİS ile sağlanan işveren katkılarıyla oluşan bir fona sahip bu sandık, 1 Temmuz 1970’de kurulmuştu. O tarihten itibaren üyelere ölüm ve doğum, üye çocuklarına eğitim yardımı yapmaya başlamıştı. Öğrenci yurtları kurmayı ve 15 yıllık bir süre sonunda da üyelere ek emeklilik aylığı bağlanmasını öngörmüştü. Ne yazık ki GENEL-İŞ İşçi Emeklilik,Yardımlaşma ve Dayanışma Sandığı, 12 Eylül faşizminin kurbanlarından biri olmuştur.

İkincisi, Baştürk kurumlaşmaya ve sendikanın bir tüzel kişilik olarak güçlenmesine özel önem verirdi. Bunun bir ayağı mali açıdan düzenli ve güçlü bir yapıya sahip olmak; öteki ayağı ise yerli aydınlar ve yabancı sendikal örgütler ile yakın ilişki içinde eğitim ve yayın etkinliklerine ağırlık vermekti. 12 Eylül diktatörlerinin haset ve gazabına uğrayan BURHANİYE/ÖREN Eğitim ve Dinlenme Tesisleri, sadece Sendika’ya değil tüm demokratik kitle örgütlerine yasal çerçevede hizmet sunan EMAŞ Matbaası, tirajı 1980’de 150 bine ulaşan 15 günlük GENEL-İŞ EMEK dergisi, ülkemizde ilk kez denenen sendika üyeleri arasından eğitimci yetiştirme seminerleri (SES), Türkiye’nin hemen her ilinde kurulu bulunan şubelere kazandırılan hizmet binaları ve hizmet araçları, 12 Eylül’de sıkıyönetimce kamulaştırılarak sonradan Anayasa Mahkemesi’ne verilen Çankaya’daki Genel Merkez binası, Baştürk ve arkadaşlarının kurumsal ve güçlü sendikal anlayışını ortaya koymak açısından özellikle vurgulanmalıdır.

Baştürk, sendikal ve siyasal etkinlikleri yanında çevre dostu bir kişiydi. Köyde doğan, ama çok genç yaştan itibaren metropolde kişiliğini geliştiren bir insan olarak toprağa ve doğaya karşı olağanüstü sevecendi. ÖREN Tesisleri’ndeki ağaçların ve bahçe düzeninin her parçasında onun el emeği vardır. ÖREN’e gittiğinde en geniş vaktini toprağa ve çiçeklere ayırırdı.

Abdullah Baştürk, emeğinin bilincine erken yaşlarda erişen bir işçiydi; ve aramızdan çok erken ayrılmasına karşın Türkiye işçi sınıfının sendikal savaşımının yükselme dönemine damgasını vuran, onun bedelini ödeyen ve somut katkılarıyla bu savaşıma gelecekte de ışık tutacak olan bir işçi önderiydi.

(Muzaffer Oruçoğlu, Zeynep Uyanık, Semiha Boybek, Hüseyin Tancan Kale’nin çalışmalarından derlenen bu metin Muharrem Kılıç’ın katkılarıyla zenginleştirilmiştir).

Diğer Yazılar