Metin Türker

Metin Türker

Metin Türker

METİN TÜRKER

Emirali Karadoğan

“Biz, Bakan kucağında imza atmaya meraklı değiliz. …Asıl imzayı kalbinize attım” Metin Türker

Metin Türker, 15 Ekim 1938 yılında Trabzon’un Sürmene İlçesi Hamandoz (Yeniay) köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Karabük Demir Çelik Lisesi’nde tamamlayan Metin Türker, İstanbul Sultanahmet Erkek Sanat Enstitüsü’nü bitirdi. İşçilik yaşamına 1954 yılında Karabük Demir Çelik İşletmeleri’nde (KDÇİ) başlayan Türker, torna, tesviye ve teknik resim bölümlerinde çalıştı. Metin Türker, 1965 yılında KDÇİ’de örgütlü bulunan Çelik-İş Sendikasına üye oldu.

1970’in ilk yıllarından itibaren Metin Türker siyasetle de aktif olarak ilgilenmeye başladı. 1972-1980 yılları arasında Adalet Partisi Karabük ilçe başkanlığı ve sekreterliği görevlerinde bulunan Türker, aktif sendikacılığa da bu dönemde başladı. Karabük Demir Çelik İşletmeleri’nde uzun süre çalışan Metin Türker’in aktif sendikacılık yaşamı 1977’de sendikanın şube ve genel merkez delegeliklerine seçilmesi ile başlar. Türker bu seçimle aynı zamanda yerel örgütün sekreteri oldu.

Çelik-İş Sendikası Ocak 1980’de olağanüstü genel kurula gitti ve bu kurulda yapılan seçimlerde Metin Türker Genel Sekreterliğe seçildi. Böylece Metin Türker’in Genel Merkez yöneticiliği de başlamış oldu.

Türker’in yönetici olduğu yıl, ülkenin tarihine kara bir leke olarak geçecek olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi oldu. Özellikle sendikaların üzerinden silindir gibi geçen askeri darbe sonrası, sendikaların ve konfederasyonların kimi kapatıldı; kiminin de faaliyetleri durduruldu. Çelik-İş Sendikası faaliyetleri durdurulmayan sendikalardandı. Çelik-İş Sendikası’nın 7. Genel Kurulu bu koşullarda, 20-21 Kasım 1982 günleri Ankara’da toplandı. Yapılan seçimlerde, Genel Sekreterliğe Metin Türker yeniden seçildi. Genel Başkan Mehmet Kurtulan’ın 24 Ekim 1988 tarihinde bir trafik kazasında yaşamını yitirmesinin ardından yapılan Genel Kurulda Genel Başkanlığa seçildi.

1989 yılında Türkiye sendikacılık tarihine “89 bahar eylemleri” olarak geçen işçi hareketinin içinde yer alan Türker, 1989 yılında Türkiye Demir Çelik İşletmeleri (TDÇİ) Kardemir ve İsdemir işçilerinin katıldığı 137 günlük bir grevi başarı ile yürüttü.

Çelik-İş Sendikası, 1991 yılında Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı ve Necati Çelik’in başkanlığındaki Özdemir-İş Sendikası’na katıldı ve sendikanın adı Özçelik-İş Sendikası (Madeni Eşya ve Oto Sanayii İşçileri Sendikası) olarak değiştirildi. Metin Türker önce genel sekreter, 1992 yılında da genel başkan oldu. 6 Aralık 1997 tarihindeki ölümüne değin Sendikanın başında kaldı (celikis.org.tr 2014).

Metin Türker, sendikacılık kişiliğinin dışında aynı zamanda bir spor adamıydı. Bir süre futbol oynadığı Karabük Spor’da uzun süre yöneticilik de yaptı.

Sendika mücadele anlayışı

Metin Türker’in Türkiye sendikacılık tarihindeki yeri, iki eylem öne çıkmaktadır. Birincisi 1989 yılındaki TDÇİ’ne bağlı Karabük DÇİ ve İSDEMİR’deki işçilerin katıldığı ve 137 gün süren grev; ikincisi ise 5 Nisan Kararları olarak tarihteki yerini alan süreçte KDÇİ’nin kapatılma kararına karşı çıkışı ve yürüttüğü eylemleridir. Fakat bu iki süreci farklı değerlendirmek gerekir. Metin Türker’in özellikle 1989 grevindeki duruşu önemlidir. Çünkü herhangi bir konfederasyona bağlı olmayan bağımsız bir sendika ve onun genel başkanı olarak direnilmektedir. Kardemir özelleştirme sürecinde ise Hak-İş’e bağlı bir sendikanın yöneticisidir.

12 Eylül askeri darbesi tüm sosyal hareketlerle birlikte sendikal hareketin de tepesine basarak, etkisiz hale getirmesi, neoliberal politikaların da etkisi ile emek cephesi üzerinde derin yıkımlara neden oluyordu. Bu yıkım politikalarının tepki ile karşılanması kaçınılmaz oldu ve 80’li yılların ikinci yarısından itibaren toplumda hafif kıpırdanmalarda başladı. Bu kıpırdanmaları oluşturan ve özellikle işçi sınıfının harekete geçiren “89 Bahar eylemleri”nde, Metin Türker önderliğindeki Çelik-İş Sendikası da yer almıştır.

1989 yılında MESS ile Çelik-İş Sendikası arasında sürmekte olan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde uyuşmazlığın ortaya çıkmasının ardından grev kararı alındı. Çelik-İş Başkanı Metin Türker yaptığı açıklamada, sadece ücrete yönelik maddelerde değil, idari ve sosyal maddelerde de uyuşmazlığın ortaya çıktığını ve bunların da grev nedeni olduğunu ifade etti. Sendikacılık hareketinin özelikle 12 Eylül sonrası neoliberal politikalar çerçevesinde “ücret sendikacılığı”na sıkıştırılmaya çalışıldığı bir dönemde, idari ve sosyal hakların talep edilmesi ve grev nedeni sayılması önemli bir duruştur.

Ancak grev uygulanmaya başlamadan önce Bakanlar Kurulu grevi erteleme kararı aldı. Metin Türker bu kara çok sert bir dille karşı çıktı ve iptali için Danıştay’a dava açtı. Diğer yandan hem işyerinde hem de Karabük ve İskenderun halkı ile birlikte farklı eylem türleri geliştirerek uygulamaya soktu ve kamuoyunun desteğini kazanmayı bildi. Artan işçi eylemleri ve kamuoyu desteği ile birlikte, Danıştay’daki kararın da Sendika lehine çıkma olasılığını artınca, hükümet de geri adım atarak 14 Nisan 1989’da erteleme kararını kaldırdı. Bu kararın kaldırılması Metin Türker ve yönetiminin ilk büyük başarısı olmuştu. Türker, grev kararının alınmasının ardından yaptığı açıklamada “Ateş karşısında, toz ve duman içinde dökülen alın terimizin karşılığı olan bir ton demir ücreti aylık verilinceye kadar grevimiz devam edecektir” (Diken ve Balkaya, 1989) sözleri ile grevin amacını da ortaya koyuyordu. Aynı açıklamada pasif bir eylem türü olarak başlattıkları “sakal” eyleminin de devam edeceğini duyuruyordu. Türker, 18 Mayıs’ta tüm dünya işçilerine çağrıda bulunarak ölüm orucuna başladı.

Tüm bu gelişmeler sonucunda TDÇİ, MESS’in yetkisini alarak görüşmelere kendisi devam etme kararı aldı. Buna karşılık da MESS yönetimi TDÇİ’i üyelikten çıkardı. Tarafların uzun görüşmeleri sonucunda grevin 137. Günü olan 17 Eylül’de anlaşma sağlandı ve işçiler 18 Eylülde işbası yaptılar. Çelik işçisi grev sonucu % 359 zam alarak başarı kazanmıştır.

TDÇİ’deki 137 gün süren grev ve ona eşlik eden eylemler, yalnızca işçilerle kısıtlı kalmamış; yöre halkının ve esnafın da desteğini almıştır. Metin Türker öncülüğündeki sendikanın en önemli kazanımlarından birisi budur. Bu grev sürecindeki sakal bırakma ve çıplak yürüyüşler de sendikal eylem belleğindeki yerini almıştır.

Grev, bize en başta dayanışmayı öğretti. ‘Ben iyi sendikacıyım’ demiyorum; daha işin başındayız. İşçinin dayanışmasını temin eden ve bunun mücadelesini veren sendikacı, bundan böyle iyi bir sendikacıdır. İşçiye danışılmadan mücadele verilmesinin mümkün olmadığını da bu gev ortaya koymuştur” (Metin Türker)

KDÇİ’NİN KAPATILMA / ÖZELLEŞTİRME SÜRECİ

Metin Türker’in sendikal önderlik anlamında farklılığını ortaya koyan diğer önemli bir olay da Kardemir’in özelleştirilme sürecindeki tavrıdır. Kardemir’in özelleştirilmesi süreci, Türkiye tarihinde en büyük ekonomik krizlerden birisi olarak da görülen ve “5 Nisan kararları” olarak bilinen bir tarihin ertesine denk gelmektedir. 5 Nisan 1994 tarihinde Başbakan olan Tansu Çiller tarafından devletin küçülmesine yönelik özelleştirmeleri savunulmuş ve doğrultuda programa Kardemir dahil birçok KİT’in (Kamu İktisadi Teşebbüsü) özelleştirilmesi veya kapatılması eklenmiştir.

O dönem Öz-Çelik-İş Sendikasının başkanı olan Türker’in, “Karabük Demir Çelik işletmelerini alacak kişiye yar etmeyiz” (Milliyet, 6 Nisan 1994 s.15) çıkışının ardından, Özçelik-İş Sendikası, 24 Nisan 1994’te Karabük’te tüm halkın katılımıyla büyük bir miting yapmıştır. Bu mitinge sadece özelleştirme kapsamındaki Kardemir işçileri değil, esnafıyla, halkıyla öğrencisiyle tüm Karabük halkı katılmıştı. Özçelik-İş Sendikası Genel Başkanı Metin Türker’in konuştuğu mitingde, işçiler ve katılanlar başlarına siyah bant taktılar (Çelik-iş, 2015).

Metin Türker, 1989 TDÇİ grevinden edindiği deneyimlerle Karabük halkını ve esnafını da örgütlemeyi başarmıştı. Böylece Kardemir’in kapatılması kararına karşı yalnızca Özçelik-İş üyeleri değil, Karabük’ün tüm bileşenleri örgütlenmişti. İlçedeki demokratik kitle örgütlerinden 30 kişilik bir şehir meclisi kurulmuş ve bu meclis eylemleri başarılı bir şekilde örgütlemeyi başarmıştı. Karabük Demir Çelik işletmelerinin kapatılmasına karşı, farklı kesimlerin katılımıyla çeşitli eylemler yapılmıştı. Metin Türker düzenlenen eylem ve mitinglerde sert söylemler kullanmaktan çekinmedi.

Hükümetin olumsuz tavrına karşı Türker ve yönetimi yeni bir strateji ile 5 Nisan Ekonomik Önlemler Planında yer aldığı şekilde, Kardemir’e talip olduklarını açıkladı ve bu Türk Sendikacılık tarihi açısından önemli bir dönemeç niteliğindeydi. Özellikle bu karar, hem o dönem hem de günümüzde çok tartışılan bir karardır. Aynı dönem Et-Balık Kurumu’nun Hak-İş tarafından alınması gündeme gelmiş ancak gelen yoğun baskılar sonucu geri adım atılmıştır.

Kasım ayına kadar süren yoğun eylemler sonucu hükümetin kapatma kararını 3 yıl ötelemesine neden olmuştu. Metin Türker daha sonra Kardemir’in devralınması için harekete geçti ve tüm eleştirilere karşın Kardemir sembolik bir ücretle işçi ve bölge halkına satılmasını sağladı. Böylece Türker ve ekibi, Karabük halkı ile birlikte Karabük Demir Çelik İşletmelerini yoğun bir mücadele sonucunda kapanmaktan kurtarmıştı. Metin Türker Kardemir’in özelleştirilmesi ile ilgili sorular karşısında, “Bunun bir özelleştirme olmadığı, Karabük’ün işçisi ve halkı ile birlikte fabrikasına sahip çıkması olduğu şeklinde yanıtlıyordu. 7 kişilik yönetim kurulu üyesinin 4 tanesinin işçi olduğunu belirterek hem üretenin hem de yönetenin işçi olduğunu da ayrıca dile getiriyordu.

Metin Türker, yakalandığı kanser hastalığı sonucu 6 Aralık 1997 yılında yaşama veda etti.

Diğer Yazılar